BİZİM SHİRLEY

Duygu İnce

Çok içimizden biri Shirley sanki, annem gibi, teyzem gibi bi karakter. En çok hoşuma giden buydu sanırım. Kasıntı DT oyunculuğu ile Shirley’i bizden uzaklaştırmaması. Belki büyük bir aktivist hareket görmüyoruz ama bir kadının hikayesini dikkatle dinleyebiliyoruz. 

Arkadaşı Jane’e “salak feminist” deyişi belki de annemmiş gibi hissettirdi. “Senin için de mücadele ediyoruz burda hey!” demek istediğimiz kadınlar vardır ya hani 8 Mart girişi üzerimizi arayan kadın polisler gibi.. Shirley sadece kendi mücadelesindeydi, feminist mücadeleden uzaktı henüz. Ki Jane de zaten onun tanımladığı ‘feminist’ti bence. Oyun sonrası üzerine uzunca konuştuk aslında. Jane’in başarısız bir karakter olduğunu düşünmüş çoğu kişi, ben onun zaten Shirley’nin hikayesinde sadece bir ‘araç’ olduğunu düşünüyorum. Feminist mücadeleyi temsil ettiğini değil. Ama biz biliyoruz bir yerlerde bu kadınlar adına da mücadele sürüyor. Belki de Shirley’nin sonraki farkındalığı bu konuda olur (baya yolu var gibi ama). Jane belki daha kolay yönelir oraya, çünkü özgürlükle derdi var ve elbet özgürlüğünü kısıtlayan iktidarla bir gün karşı karşıya gelecektir. Shirley ise henüz “ev”inden özgürleşmeye çalıştığı için gördüğümüz dertleri kendiyle. Erkeklikten genel bir serzeniş yerine sadece kocası üzerinden şikayetleri duyuyoruz. Yazarın neler düşündüğü tabi ki merak konusu. Acaba bir erkek olarak erkekliğe laf etmemesi bilinçli mi yoksa gerçekten mesele sistem eleştirisi mi? Yani Shirley’nin kocası da bir sistem kurbanı mı? Kaldı ki erkeklik de olsa mesele yine kurban. Erkeklikten erkeklerin de çokca çektiğinin bizler farkındayız.
Shirley hem içimi ısıtan hem hüzünlendiren hem neşelendiren başarılı bir karakter olarak ortaya konmuş. Oyuncunun dansları, hızlı hareketleri, sahnenin dışına çıkan alan kullanımı hepsi bizi de enerjik tuttu. Bugün DT’de tek kişilik güzel bir oyun izlemek oldukça zor. Metni okuma fırsatımız olmadı fakat sahnelenişte ekstralar olduğunu sezebiliyoruz. Bunlar arasında eleştirilecek teknik detaylar olduğu gibi, kadın karakteri daha güçlü gösterecek, seyirciye geçirecek az önce saydığım nüanslar oldukça çoktu. Bu sebeple sergilenişinde belki de metindekinden daha geniş perspektifli bir feminist bakış var. Evet yönetmen de erkek dikkatimizden kaçmadı değil. Dersine iyi çalışmış bir bey olsa gerek 🙂

Shirley’in geçmişine ait dinlediklerimiz de onu iyice bizden biri yapıyor. İlkokul arkadaşıyla karşılaşması, komşusu, mücadele halinde olduğu diğer kadınlar.. Bazen kadın kadına en büyük kötülüğü yapıyor diyoruz ya hani, evet feministleri kızdıracak bir söz olabilir ama geçerliliği var sanki. Komşuyu nasıl da yola getiriyor ama Shirley, bir feministin yapamayacağını belki.. 

Tiyatroda birçok kadın hikayesi dinliyoruz ama çok yapay duruyor çoğu (en azından benim son zamanlarda denk geldiklerim), birdenbire gelen aydınlanmalar, arkası doldurulmayan isyanlar, sadece bir şiir okur gibi geçen dakikalar… Evet Shirley feminist bir karakter değil (bir Kureyşa değil belki :)) fakat tüm dünya kadınlarına tanıdık gelecek bir mücadeleci. 1980’lerde yazıldığı da göz önüne alınınca birinci dalga feminizmle özdeşleşebilir. Bugün mücadelenin çok katmanlı olmasına rağmen oyunun hala çok anlamlı gelmesi de doğrusu biraz acı verici. Shirley olmak yetmez çünkü, biliyoruz. Umarım kadınlığın her mücadelesi sahnelere ilham verici biçimlerde taşınır, sesleri hiç susmaz. Teşekkürler Konya DT, önyargıları yıktın mı ne? 🙂